GTA 3 Android SD dosyası arıyordum nereye geldim.

GTA 3 Android SD dosyası arıyordum nereye geldim.


(via monofobi)


Bir insan evden ne kadar ayrılmak ister. EV’den. Kendi evinden. O evde 10 yıldır beraber yaşadığın insanın seni aslında hiç tanımadığını fark ettin mi hiç? Seni anlamak, tanımak yerine bunca zamandır seni şekillendirmeye çalıştığını? Garip. Her şeyi yaptığın, kıçını yırttığın halde hırssız olduğun söylendi mi? Yetersiz. Evin sensiz daha iyi olabileceğini düşündün mü hiç? Sen evsiz daha kötü olsan da. Bütün bunların kişisel ve toplumsal sınırlarla başarısız olduğundan kaynaklanması. Bir başarısızlıktan daha korkarak kıçını yırttığın halde başarısızlığınla değerlendirilmen. Sadece insan olmak niye bu kadar zor. Sadece sen olmak. Evet “biz” olduk ama hala ben olarak kabul edilemedim sanırım. Biraz daha çalışmam gerekiyor. Sanırım.




(via selpak)


Karanlık, etrafın duvarlarla çevrili. Duvarlar gerçek gardiyanlar gibi soğuk. Onlardan ne kadar kaçarsan kaç onlara yaslanmak zorunda kalıyorsun. Kaç duvar, kaç gardiyan olduğunu bilmiyorsun. Onların arasına girdiğin kapıyı bile bilmiyorsun. Gardiyanların arasında ufak bir delik. Mevsimlere göre değişen sınırlı gündüz saatleri boyunca içeri giren ışık. Daha önce gittiğin yollarda gördüğün araba farları gibi karanlıkta parlıyor. Umutsuzluğunu pekiştirmemek için barışık kalman gereken ışık. Bilinçaltının çıkış imgelemi haline getirdiği, geceleri yerini bile bulamadığın, her şeye rağmen tek gözünü dayayıp bakabildiğin delik. 

—-*—-*—-*—-*—-

Tenekelerde yakılan ateşler vardır. Ağzı bozuk adamlar başlarında. Ağzı bozuk motorlar vardır, farlar, raylar, vagonlar, trenler. Koridorlar boyu yollar, yollar boyu koridorlar. Duraklar. Fakat her zaman yollar duraklardan önemlidir. Durağa odaklanmak yollardan nefret demektir. Oysa yollar sürekli, duraklar geçicidir. 

Kapılardan geçersin. Bir yere ulaşmada kapıdan geçmek en önemli adımdır. Kapı imgelemi ulaşmayı temsil eder. Kapı açılmazsa ulaşılmamış sayılır. Dışarı açılan kapı özgürlüktür. Dışarı her yerken içeri bir yerdir. Elbet çıkmak istenir. İnsan egosu tek bir yerde kalmayı kaldıramaz. Açılmayan kapı küfürdür. Işık gündüzdür. Işık monoton etme zamanıdır, tenekelerdeki ateşlerin söndüğü zamandır. Çoğunluğun zamanıdır. İlk insandan beri evden çıkmaktır. Mağaradan çıkmaktır.

—-*—-*—-*—-*—-

Seçenekler?

-Beklemek.

Beklerken umudu korumak zordur. Duvarlardan, gardiyanlardan sekip kendinle çelişirsin. Dışarıya inanmayı öğrenirsin. Sayıklamayı. Zincirlerin yoksa da duvarlarından, gardiyanlarından başka kaybedecek bir şeyin yoktur.

-Deliği genişletmek.

Deliği genişletmeye çalışırken tırnak diplerin ağrıyana kadar uzamasına izin vermeden tırnaklarını betonla parçalarsın. Umudunla gelen ilkel manikür setinden memnun olmayı öğrenirsin.

-Deliğe sığacak kadar küçülmek. 

Deliğe sığacak kadar küçülmeye çalıştığında Kafka’yla empati kurmaya çalışırsın. Böcek olmanın pozitif yönlerini algılarsın. Bir kediye yem olmak bir savaşta ölmekle aynı şeydir. Kirlilik yakınacak bir şey değildir. 

Hepsinden öte görünmez olmanın köreltici bir şey olmadığını anlarsın. Karanlıkta herkes görünmezdir. Karanlıkta yalnız olmanın karanlıkta kalabalık olmaktan bir farkı yoktur. 

—-*—-*—-*—-*—-

Işık görünmektir. Işık yoksa sen de yoksundur. Işık her sabah yeniden doğmaktır. Var olmanın sınırsızlığıdır. Kahvelerce kupa ve kupalarca kahvedir. Bembeyazlığın ortaya çıkmasıdır. Altın buklelerin yansımasını içine çekmektir.


Reverb’lü bateri girer. Sorround Pan’de sanırım geniş. Oda reverb’ü, doğal olması lazım. Şarkı analog kayıt. Ciğeri yakan gitar. Alkolün boğazı kesip geçmesi gibi. 10 dakikalık inanılmaz solo. John Frusciante’nin Before the Beggining’inde bundan etkilendiğinden nerdeyse eminim. Fakat o bu kadar çınlamıyor. Ciğer de yakmıyor. “Annenin öldüğünü düşün ve gitarı eline al.” dendikten sonra gitaristin bu soloyu attığı söylentisini duymuştum. Gerçek olmasa da oldukça gerçekçi duruyor. Özellikle kulakta.

Ellerine bakıyorum, limon bahçelerinde lacivertleşmiyorsun.

Biz olmak kavramını gerçekleştirmek, ben olmanın biz’in içinde yeni bir halde bulunmak demek. Ben’in her bir parçasından oluşan biz’in her bir parçasından oluşan bir ben parçası oluşuyor biz’e yeni parçalar doğurarak. Gece geliyor. Hem de bize olmayacak hiçbir şeyi vaadetmeden. Çok güzel şeyler oluyor. Olmayanlar için üzülüyoruz. Olacaklar için umudumuz var. Biz yeni bir zamanız. Var olmanın muhteşemliğini bir kenara atamayarak genişleyen bir zaman. Biz. Hani o ellerin o  cebe girmesi gibi.


Salon aydınlık önce. Oturuyorsun. Koltuk rahat. Sonra ışıklar sönüyor. Salon kararıyor. Tıkır tıkır bir ses geliyor arkadan. Ensende hissediyorsun. Iki makarada yavaş yavaş fotoğraflar yuvarlanıyor. Bu sefer ışık arkadan. Ama beyaz perdeye değil. Duvara. Duvarın üstüne iki kat kireç çekilmiş. Görüntüde çıkıntılar var. Görüntüyü benzersiz yapan onlar. Ses öyle gürültülü filan da değil, hafif, yumuşak. Işte orda onun eli giriyor devreye senin. Sonra senin omzun destek oluveriyor, oraya eğilen bir kafa. Nefesleri filmin sesinde. Nefesleri o kireçli duvarla uyumlu. Nefesleri sen, nefesleri o, nefesleri siz. Nefesleri o, nefesleri o, nefesleri ışık, nefesleri tıkır tıkır ses, nefesleri makara, nefesleri fotoğraf, nefesleri ışık, nefesleri biz.